Büyük Türk milliyetçisi,
dava adamı ve gönül eri Dündar TAŞER 1925 yılında Gaziantep'te doğdu. Köklü ve
gelenekli bir aileye mensuptur. Aile ve aile çevresinde köklü ve derin bir Türk
terbiyesi almış. Çocukluk ve okul yıllarını burada geçirmiştir. Ailesinin
desteği ve kendi isteği ile kara harb okuluna girmiş, bu okulun tank sınıfından
teğmen olarak mezun olup ordu saflarına katılmıştır. Bilahare kurmay subay
imtihanını başarı ile vererek kurmay olmuştur. Ordu saflarında başarı ile hizmet
vererek kurmay tank binbaşılığına kadar yükselmiştir.
Türk-İslam Ülküsü'nün
örnek bîr şahsiyeti, yılmaz bir savaşçısıydı. Milletinin derin ve saf kültürü
ile mücehhez, insan sevgisiyle dopdolu, asil davranışlarıyla, efendiliği ve
engin kültürüyle, bilge bir dava adamıydı.
İslam'a, Türklüğe,
Türk'ün teşkilatçılığına ve büyük devlet kurma hassasiyetine hayran, keskin
görüşlü, kıvrak zekalı büyük bir Türk milliyetçisiydi. Geniş tarih bilgisi,
milletine olan inanç ve güveniyle meselelere fevkalade isabetli teşhisler
koymuş, çözümü yine milletinde bulmuştu. Müstesna şahsiyetiyle davasını yaşayan
yılmaz bir mücadele adamı olarak, Ülkücü Hareket'in şerefli mazisi ve mücadele
geleneğinde önde gelen isimlerden biri olarak hak ettiği yeri almıştır.
İlk gençlik yıllarından
beri milliyetçi ruha ve aksiyona sahiptir. 3 Mayıs 1944 Olayları'nda Türk
milliyetçilerine karşı düzenlenen "Haçlı Seferi'nde" Atsız ve arkadaşlarının
tabutluklarda, hücrelerde işkencelerden geçirilip, zindanlara atıldığı tek parti
döneminin faşist diktatörlüğünde baskılara ve zulümlere kargı çıktığı için Harp
Okulu'nda okuyan bir çok genç Türkçü gibi, soruşturmaya maruz kalan kişilerden
biri olmuştur.
Taşer ismini, kamuoyu
ilk defa 27 Mayıs Hareketi'yle birlikte duydu. Hiç beyanat vermediği, kendini
tanıtıcı faaliyet göstermediği için baklanda bilinenler çok azdır. Onun hayat
çizgisini takip edenler ağırbaşlı, mütevazi, zamanında konuşan ve davanın en çok
kendisine ihtiyacı olan mevkilerinde yer alan sabırlı, metin ve cesur üslubuyla,
Bozkurtlar'ın Bögü Alp'ini hatırlar. Taşer'in Ömrü "Taş yerinde ağırdır" sözünün
tefsiri gibidir.
27 Mayıs Darbesi'nden
vefatına kadar fikir birliği, kader birliği yaptığı Alparslan Türkeş'le birlikte
olmuştur. Bu darbeye katılmasının sebebi ise, ülkenin içinde bulunduğu bunalım
ve kaçınılmaz bir şekilde geliyorum sinyalleri veren askeri bir darbede ülke
yönetimini CHP yanlısı İnönü taraftarı güçlere ve zihniyete yönetimi
bırakmamaktı. Türkeş'le beraber ihtilal komitesinin içinde yer alarak CHP
yanlısı güçlerin iktidar oyunlarını bir süre bozdular. Fakat daha sonra ihtilal
komitesi içerisinde yer alan MBK üyeleri arasında komitacı oyunlar başlayacaktı.
Sürgüne Gidiş
Komite
içerisindeki 13 Kasım Darbesi'yle, sürgüne gönderilen 14 kişinin içerisindeydi.
13 Kasım hadisesi onu
çok üzdü. Bu hadiseyi hayatı boyunca hoş görmedi. Sürgün yıllarını Fas'ta
geçirdi.
Taşer, iki yıl süren sürgün hayatından sonra yurda dönüşlerin serbest
bırakılmasıyla, 1963 yılında, çok sevdiği vatanına ve toprağına kavuşacaktı.
Onun gerçek değeri,yurda döndükten sonra yer alacağı siyasi hayatta çok çabuk
fark edilecekti.
1965 yılında Alparslan
Türkeş, Muzaffer Özdağ, Ahmet Er, Numan Esin, Rıfat Baykal gibi darbede yer
alan, birlikte sürgüne gittikleri arkadaşlarıyla, CKMP'de siyasi hayata girdi.
CKMP'nin 30-31 Temmuz 1965 tarihlerinde yapılan kurultayında, partinin GİK
üyeliğine seçildi. 1967 Kurultayı'ndan sonra Genel Bask Yardımcılığı görevine
getirildi. Partide Türkeş'ten sonra gelen ikinci isimdi. CKMP'nin yeni döneminde
fikri ve siyasi gelişiminde çok büyük hizmeti emeği vardır. Gecesini gündüzüne
katarak, partinin Anadolu'da kök salması da. Milliyetçi Hareket Bayrağı'nın bir
uçtan bir uca dalgalanmasında daima önde koşanlardandı.
Taşer 1965'de
Gaziantep'den milletvekili adayı , 2 Haziran 1968 seçimlerinde senatör adayı
1969 Genel Seçimleri'nde İstanbul'dan milletvekili adayı oldu. İstanbul'daki
adaylığında seçimi çok az bir farkla kaybetti. AP iktidarının milli bakiye seçim
sistemini kaldırarak, yerine daha avantajlı çıkacağını düşündüğü nispi seçim
sistemini getirmesiyle, birçok MHP'li gibi milletvekili olamadı. Taşer siyaseti
bir gaye olarak değil, milletine ülkesine hizmet yolunda bir araç olarak
görürdü. Siyasette dürüstlüğü, erdemliliği şiar edinmiş gerçek bir dava
adamıydı. Politik hayatta Taşer, fazileti, inancı ve fedakarlığı, sevgiyi,
tevazu ve ülkücülüğü temsil etmiştir. Siyasi arenadaki dostları da muarızları da
onun engin tarih, kültür, siyaset bilgisine ve zekasına hayrandılar. Onun yapmış
olduğu tespitler ve değerlendirmeler bütün kesimler tarafından dikkate alınırdı.
1970'ler Türkiye'sine
baktığımızda onun yapmış olduğu tahlillerin ve tespitlerin ne kadar doğru
olduğunu bugün bile görüyoruz. Meseleleri ele alırken kendine mahsus, sağlam ve
rahat bir üsluba sahipti. Milliyetçi Hareket'in sözcülüğünü yapan Milli Hareket
ve daha sonra yayına başlayacak olan Devlet Gazetesinde yazmış olduğu başyazılar
ve parti sözcüsü olarak beyan ettiği ülke ve dünya meseleleriyle ilgili
görüşler, hareketin ideolojik çizgisine de yön verirdi.
Taşer ve Ülkücü Gençlik
1965'li yıllardan
itibaren Avrupa'da esen sol rüzgarlar ve sosyalizm modası Türkiye'yi de
etkiledi. 1961 Anayasası'nda sağlamış olduğu siyasi haklarla birlikte çok
sayıdaki komünist ve sol gruplar, illegaliteden legaliteye dönerek su yüzüne
çıkacaklardı. İhtilalci sol hareketlerin fikri ve siyasi açıdan faaliyetlerini
yoğun bir şekilde sürdürüp kitleselleşme çalışmalarıyla, milleti ve devleti
tehdit edecek yıkıcı ve bölücü çalışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde, Türk
Milleti'nin millî refleksi olan Türk Milliyetçileri sessiz kalamazdı.
Taşer,
Alparslan Türkeş'in de bulunduğu CKMP'nin bir toplantısında ülkede yaşanan
durumla ilgili; "Mutlak mana da millî, manevî, İslamî değerlere bağlı
gençliği ülkü ve fikirler etrafında toplayacak aksiyoner bir hareketi oluşturmak
zorundayız." diyordu. Taşer kolları sıvayarak, kendini parti çalışmalarından
çok gençlik çalışmalarına ayırdı. Üniversitelerde ve Anadolu'da, Ülkücü
Hareket ismiyle siyasi kimliğe kavuşacak olan ülkücü gençlik teşekküllerinin
kurulma çalışmalarında öncülük ve önderlik etti. Gençlerle sadece bir arada
oturarak dernekçilik yapmadı. Türkiye'nin istikbali ve geleceği olarak gördüğü
milliyetçi, ülkücü gençliğin faaliyetlerinde bir ışık gibi duruyor, yön
gösteriyordu. Ortaya çıkan problemler veya zorluklar karşısında ise, meselelerin
nasıl çözüme kavuşacağını, bir taktisyen gibi öğretiyordu.
İçtimai yapıdaki bozukluğun sebeplerini ve kaynaklarını iyi bilirdi. Milliyetçi
Hareket'in geleceğini ve Türkiye'nin kurtuluşunu Ülkücü gençliğin yetişmesiyle
mümkün olacağına inanırdı. Gençliğin üzerine titrerdi. Türk Milleti'nin
bekasının teminatı olan Ülkücü gençliğin düşmanların bütün oyunlarını bozacak
kudretteki ruh sağlamlığında ve teşkilatlanma gücünde onun damgası vardır.
Gençliğin yetişmesinde, şahsiyetini bulmasına önem vermesi sebebiyle, yöneticisi
olduğu partiden bağımsız olarak bir araya gelmelerini arzu etmiş, dolayısıyla
zaman içinde gücü, cesareti, şecaati milletçe takdir edilen, gençlik üzerindeki
muesseriyetini geniş çevrelere göstermesini başarmıştır.
1967-1968 yılları arasında kurulmaya başlayan Genç Ülkücüler ve Ülkü
Ocakları'nın kurdurulmasında ve eğitiminde önemli görevler ifa etmiştir.
Milliyetçi Hareket ve milliyetçi gençliği parçalanmışlıktan, bölünmüşlükten
kurtararak, onun birleşik millî bir güç haline gelmesinde oynadığı rol MHP
hareken içinde önemli yer tutmaktadır.
İlk gençlik hareketlerinin başladığı yıllar içerisinde, onun en önemli
özelliklerinden biri, gençliği millî, manevî değerlerle yetiştirecek, onları her
türlü anarşist, materyalist düşüncelerden koruyacak bir teşkilatın nasıl
kurulacağını bir tarihçi, sosyolog ve psikolog gibi düşünmesiydi.
Kendini bir siyasi parti yöneticisinden çok, mefkure
insanı olarak görüyordu. Gençliğin siyasi kadroların programlan etrafında değil,
fikirler ve ülküler etrafında toplanması gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden
gençlik çalışmalarını parti çalışmalarından hep ayrı tutmuştur.
Dündar Taşer bir ülkücünün yaşama ve hareket şevkini
net çizgilerle ortaya koyarken, millî şuur sahibi münevverlerimize de en güzel
örneklerden biri olmuştur. Memleketin içinde bulunduğu şartların bir varolma
kavgası olduğunu biliyor ve ülkenin, Akif in "Asım'm nesli" dediği
dinine, milliyetine, kültürüne ve tarihine sahip vatanperver ülkücü kadrolarla
kurtulacağına inanıyordu.
Taşer, temellerini oluşmasına katkıda bulunduğu,
öncülük ettiği Genç Ülkücüler'in ve Ülkü Ocakları'nın düzenlemiş olduğu
sohbetlerde en çok aranılan ve değişmez isimlerindendi. Onun aydınlattığı
sohbetlerde Ülkücü gençler geleceği ümitle bakarlardı. Bazen gece yarıları
başlayıp sabahlara kadar devam eden konuşmalar uzadıkça uzar ama hiç kimse
sohbetlerin bitmesini istemezdi. Onun sıcaklığı, içtenliği bütün genç
Ülkücülerin yüreğini ısıtırdı. Hele Osmanlı'yla başlayıp cumhuriyetle devam eden
konulara girildi mi, sanki tarihin derinliklerinden gelen bir insan konuşuyor
gibi, pür dikkat dinlerlerdi. O sanki yaşayan bir Osmanlı'ydı.
Kökü mazide olan âtinin tâ kendisiydi ve hali
heyecanla yaşardı. Son derece gerçekçiydi. Günün hadiselerini en umulmadık
yanlarından kavrar gerek teşhis gücü, gerekse değerlendirilişteki üstünlüğüyle
zevkle dinlenirdi.
Türk tarihini çok iyi bilişi ve parlak zekasının
hadiseleri millî tarih şuuruyla yorumlayışı, mükemmel bir kafa yapısına sahip
oluşunun işaretiydi. Ülkücü gençlerle olan sohbetlerinde tarihi gelişmelerimizi
bir sarkacın hareketine benzetirdi. Türk tarihinde sarkacın son noktasına
gelindiğini ve artık zaruri olarak kabarıp taşma, büyüme istikametinde
gelişeceğini söylerdi. Anadolu'ya bu halimizle sıkışıp kaldık, artık daha fazla
küçülmemiz mümkün değildir. Sarkaç genişleme istikametinde hareket etmeye
mecburdur. Bu hem maddî hem de manevî gelişmelerimize şamil bir ifadeydi.
Sürekli bir şekilde Ülkücü gençlere hitaben "Biz kaybedilmiş medeniyetin
çocuklarıyız o kaybedilmiş medeniyeti yeniden kuracak olan sizlersiniz"
diyerek onlara ufuk açardı.
1967 yılından itibaren vefatına kadar her yıl Osmanlı
Devleti'nin kurulduğu yer olan Söğüt'te düzenlenen Ertuğrul Gazi Törenleri'ne
partinin ve gençlik kollarının da katılmasında önemli etkisi olmuştur.
Düzenlenen törenlere katılımlarda Ülkücü gençliğin kalabalık bir şekilde yerini
almasına, toplantılarda hazır bulunmasına özen gösterirdi. Söğüt'te düzenlenen
bu ziyaretlerle gençliğin tarih ve milliyetçilik şuuruna, tarih sahnesinde büyük
rol oynamış ecdadımız Osmanlı'nın daha iyi anlaşılması noktasında Ülkücü
gençliğin misyonunun öneminin altını çizer, hedefler gösterirdi. Kafasındaki
güçlü, millî bir devletin adı, tarihteki Osmanlı'ydı. Yeni bir Türk-İslam
medeniyeti kurmanın yolunun Osmanlı'yı kavramaktan geçtiğine inanıyordu.
Fena Fi'd-Devlet, (Devlette fani olmuş, onda erimiş)
bu sıfat arkadaşları tarafından onun için kullanılıyordu. Devlet mi mühim, yoksa
hürriyet mi? Devlet olmadan hürriyeti ve meşrutiyeti ne yapacaksınız
inancındaydı.
Resmi ideolojinin zihinlere nakşettiği, hala
tartışmaları süren Kurtuluş Savaşı tezine karşı çıkarak; "Ne geri kalmış
milletlerin birisi, ne de kurtuluş savaşı yapan kavimlerin birincisiyiz.
İstiklalini son elli yıl içinde bizden almış on-dokuz ülkenin efendisiydik.
Yüzelliyıldır her türlü uygulanan şekil kavgalarını terk zamanı gelmiştir. Millî
şuur, milliyetçi hareket 'doğurmuştur. Bu hareket Şeyh Edebali gibi gönül
pirleri, Çandarlı Hoca gibi ilim ülkücülerini beklemektedir" diyordu.
Taşer, bizim tarihimizde ki 'Veli" ve "Alp" tiplerini
her ikisinin de özelliklerini üzerinde taşıyordu. Gençler ve tabii yaşlılar onu
kendilerine bu kadar yakın bulurken, efsane devirlerden bugüne kalmış bir
kahraman gibi onu bütün benliklerine bağlarken, bu vasıfların tesiri
altındaydılar.
Türk siyasi hayatına damgasını vuran, Türkiye'nin en
güçlü sivil hareketi olan Ülkücü Hareketin gerçek manada kurucularından ve
öncülerinden olan Taşer, gençliğe üç önemli temel esası öğretmeye çalışmıştır.
1. İslam ahlâk ve fazileti
2. Türklük ve tarih şuuru
3. İla'y-ı Kelimetullah için Nizam-ı Alem
İşte, bütün hayati boyunca yapmış olduğu konuşmalar,
yazmış olduğu makaleler ve o meşhur sohbetlerinde her şeyin özeti, bu esaslarda
yatmaktaydı.